Bir kaşif olan Erling Kagge'nin, adım attıkça anlamlandırdığı sorularının ilki, aslında yürüyemez olan anneannesiyle başlıyor. Ardından cenin pozisyonunda son yolculuğuna giden anneannenin ölümüyle birlikte büyüyen bir çocuğun ilk yürüme heyecanıyla devam ediyor. Hayatta bazı karşılaşmalar -ölüm, doğum gibibizi sarsar. Bu sarsıntı kendimize
getiren evrelerin başında yer alır. Birinde korumaya çalıştığımızla, diğerinde ise korunması gereken kişinin yasıyla karşılaşırız; her iki durumda da aslında kendimizle yüzleşiriz. Erling Kagge’nin Yürümek: Adım Adım kitabında karşıma çıkan ilk cümle şuydu: “Bütün yürüyüşlerim birbirinden farklı olsa da dönüp baktığımda hepsinin ortak bir paydada buluştuğunu görüyorum: İç sessizlik. Yürümek ve sessizlik birbirini tamamlar. Sessizlik ne kadar soyutsa yürümek de bir o kadar somuttur.” Yürümenin özgürleştici yanı, onun hızlı ya da tempolu oluşunda değil; tam tersine yavaşlamayı düşünmeye sevk etmesindedir. Böylece hayatının merkezine aldığın birçok şeyin aslında merkezde olmadığını fark etmeye başlarsın. Peki biz…
Tam metin abonelikle açılır
Yazının devamını okumak için abone olun.
Abone ol