yok olmanın hafifliğine, zamanın toz yaptığı insanlara hikayeler yazıyor. Tanıdık, bildik hikayeler bunlar. Daha önce yaşamıştım dediğimiz cinsten. Karakterler ile duygusal yakınlık kurduğumuz, akrabamız zannettiğimiz cinsten. Evimizin salonundan, akrabalık bağlarımızdan, anne baba miraslarından söz ediyor hikayelerinde. Sadece bunlar da değil elbette temaları. Uzaktan kolay gelen acılara, yaşamak için gücü olmayanlara, ölmeye cesaret edemeyip bir ölü yaşamına muhtaç kalanlara da yer veriyor kitabında. Tanıdık hikayeler ve tanıdık acılardan söz açıyor Çelik. “Hayatın adaletine olan inancımı kaybetmiştim,” dediği yerde okur direkt bir yakınlık kuruyor karakterle. Hangimiz şüphe duymadı bundan? Hangimiz hep aynı…