Hepimiz efsanevi yaratıklara, varlıklara ister istemez inanırız. Bir kısmına içinde bulunduğumuz coğrafyadan, kültürden dolayı bir kısmına ise fantastiğin ruhundaki çekicilikten dolayı inanırız. Küçükken annemizin ya da ninelerimizin bizlere anlattığı masallar, bu masalların içinde yaşadığımız coğrafyanın sözlü edebiyatından aşina olduğumuz şahmeran, simurg, gulyabani
gibi karakterlerle çoğumuzun sayabileceği bir liste uzar gider. Yazarının Bir Adım Önünde Bunun yanında bir de yazılı edebiyat ürünü olan roman veya hikayelerden okurun zihninde yer etmiş karakterler, varlıklar vardır ki sözlü anlatımdan doğan karakterlerin uzağında, adeta okurun yanı başında, bizimle varlıklarını sürdürür. Bu karakterler roman veya hikaye içerisinde -ister büyük ister küçük bir role sahip olsun- okurun gözünde öylesine büyür ki, Manguel’in deyimiyle kanlı canlı bir hale gelir. Üstelik bu karakterlerin zihnimizde yer edinmesi için bir canavar veya yaratık olmasına da gerek yoktur. Hal böyle olunca bununla da kalmayan okur okuduğu anlatıdaki karakteri öylesine benimser, yüceltir ki bir süre sonr…
Tam metin abonelikle açılır
Yazının devamını okumak için abone olun.
Abone ol