ancak ilk kez karşılaştığımız bir durumda, kendimizi o duyguya aşina hissettiğimizde anlayabiliriz. Hiç aldatılmamış bir kadının ne hissettiğini, hiç cana kıymamış birinin neler yaşamış olabileceğini, iftiraya uğramanın insan yüreğini nasıl örselediğini hissetmemizi sağlayan edebiyata belki de sandığımızdan daha fazlasını borçluyuzdur. Öyle ki edebiyat, bambaşka kıyılarda yürüyen bir yığın insanı; Asyalısını, Avrupalısını; şarklısını, garplısını aynı meydanın, suyun, coğrafyanın etrafında toplamayı başarır. Hiç olmadığımız, hatta olma ihtimalimizin dahi olmadığı karakterlerle yakınlaşmamıza, bambaşka ruhlarla hemhal olmamıza olanak sağlar. Bizi, bir süreliğine var olduğumuz insanın ötesinde ya da berisinde biri…