müteakip güneş sapsarı sergisini şehrin üzerine serer ve haliyle yemek sonrası dersi dinlerken göz kapaklarının usul usul kapanmasına zor mani olurdu insan. Yıllar sonra Daniel Pennac’ın Okul Sıkıntısı kitabını okurken bu anları hatırlayıverdim birden. Onun gibi “tembel teneke” değildim. Bilakis çalışkan bir öğrenciydim. Ama bu öğleden sonraki derslerde müthiş sıkılırdım. Bir ortaokul öğrencisine göre dindar birisi olmama rağmen -teravih namazlarını 20 rekat kılacak kadar dindar- ilgi duyduğum Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi bile bıkkınlık verebiliyordu. Peki bütün derslerden sıkılan, anlamayan, anlayamayan, başarma arzusu düşük ve sınıfın en arka sıralarında oturan tembel tenekelere ne demeli? Öğleden önces…