yaşadıkları devre hasret çekiyorum…” diyerek şahsi manifestosunu ortaya koymuştu aslında. Kanunî’nin, Sokullu’nun İstanbul’unda yaşayamayacağını, belki Merkez Efendi’nin dervişi olabileceğini, belki de hiçbir şey yapmayıp lakayt kalabileceğini ekliyordu sonra. Ve nihayet: “Hepsi idealin serhaddinde susmuş bu insanların hikmetinde kaybolmuş bir dünya arıyorum. İstediğime onlarla erişemeyince şiire, yazıya dönüyorum.” “Olmak ve Olmamak” Davası Hepimizin “şuur ve benlik” buhranında çocuk olarak kaldığı, “olmak ve olmamak” davasında sık sık bocaladığı gerçeği Tanpınar’ın romanları, denemeleri ve hatta mektupları okunduğunda önümüze seriliyor. Gerçeği yeniden hatırlıyoruz diyemeyeceğim çünkü gerçek gün gibi, gece gi…