Sahile bırakılan bir kediyle başlar mı insan babasını anlatmaya. Başlar tabii, hatırladığı başka anısı yoksa öyle anlatır, silkeleyip temizlemediği, yeter artık şunu atalım da içeriye hasret kaldıklarımızın sıcaklığı vursun diyemediği perdeleri varsa çaresizdir. Bu da bir babayla oğlu arasında solmadan, yıpranmadan yıllarca
asılı duranlardan. Bir evladın, babasını birlikte yaşadıkları gibi hatırlaması üzerine. Boğazına Takılmış Bir Kılçık Gibi Murakami de aynı perdeyi kullanmış istemese de. Babamla ilgili hatıralarımın sayısı hiç de az değil dese de pek azını hatırlıyor; annesinden, teyide muhtaç araştırmalarından ve yıllara direnen kendi zihninden bulup çıkarıyor bunları. Aralarına giren kanlı savaş ikisini de yoruyor. Nevi şahsına münhasır kişiliği olan Murakami’nin, izlediği bir beyzbol maçı sırasında başlayan yazarlık yolculuğu babasını anlatmakla devam ediyor. “Aileden biri hakkında yazdığınızda durum (en azından benim için) oldukça melankolik oluyor. Yazma düşüncesi, boğazıma takılmış bir kılçık gibi içimde uzun zaman öylece…
Tam metin abonelikle açılır
Yazının devamını okumak için abone olun.
Abone ol