Okumayı Ankara Kurtuluş İlkokulu’nda öğrendim. Yakama takılan o kırmızı kurdele hâlâ omuzlarımda kanat çırpıyor. İlk sosyal görevim kitaplık kolu başkanlığıydı. Kitaplık dediysem sınıfımızdaki bir dolabın üç rafından ibaretti hazinemiz. O vakitler kitaplar mavi renkli parlak kağıtlarla kaplanır, arkasını göstermeyen bu kaplar yüzünden
kapağını kaldırmadan ismini keşfetmek mümkün olmazdı. Sınıf kitaplığından arkadaşlarıma ödünç kitap dağıtırken tek tek karıştırırdım sayfaları. Bir kitabı okuyup geri getirmeden yeni bir kitap vermezdim onlara. Öğretmenimiz Memduha Saygıner’in bu kuralını yalnız ben bozabilirdim. Eve dönerken çantamda mutlaka birkaç kitap olurdu. Fakat ben sadece kitaplarla yetinmezdim. Gazete de okumaya çalışırdım. Babam bana kitap oku demedi fakat onun elinde hep kitap gördüm. Gözlüklerini takar eline kırmızı kalemini alır sürekli çizerdi satırların altını. Ben babam kitabı elinden bıraktığı zamanlarda altını çizdiği satırları delice merak eder, o satırların diğerlerinden farkını anlayabilmek için karıştırırdım sayfaları. Ann…
Tam metin abonelikle açılır
Yazının devamını okumak için abone olun.
Abone ol