Her sene eylül ayında okul çağı gelmiş çocukların velilerini bir telaş sarar. “Çocuğumun öğretmeni kim olacak, nasıl olacak, çocuğumu sevecek mi, çocuğum onu sevecek mi?”. Sorular sorular… Nice evhamı kapıya dizer, kafadaki kırk tilkiye dağ bayır gezdirir, ta ki; okulun ilk günü
gelip çatana kadar. Öğretmenlerin çocukları sevgiyle kucakladığını görenler rahat bir oh çeker. Tilkileri kovalayanlar hayır duaları peş peşe dizip sınıfa doğru el sallarlar. Karakter inşamızı şöyle bir gözden geçirdiğimizde çoğumuzun hayatında net izler bırakan öğretmen ya da öğretmenlerimiz olmuştur. Hele ki çocukluk çağımızın üçte birine tekabül eden o dört-beş sene, birlikte yol aldığımız öğretmenimizin neredeyse tüm ömrümüze tesir ettiğini görürüz. İyi bir öğretmene denk gelmek şükür sebebidir. Kötü öğretmen var mıdır bilmiyorum ama onun da öğretecek çok şeyi vardır elbet. (Böyle söyleyince Semih Kaplanoğlu’nun “Bal” filmindeki öğretmen karakteri geliyor aklıma, susuyorum.) Sıradan Bir Çocuğun Biyografisi…
Tam metin abonelikle açılır
Yazının devamını okumak için abone olun.
Abone ol