Aynı ilçeden geliyorduk. Yatılı okul imtihanlarına beraber hazırlanmıştık. O vakitler “sınav” denmezdi, “imtihan” denirdi. Ve hazırlanmak için dersaneler, kitaplar arasında boğulurcasına debelenmiyordunuz. Biraz matematik lazımdı. Gerisi kolaydı zaten. Alparslan benim ilkokuldan en has arkadaşımdı. Beraberce yer içer, gezer tozar, bir de kütüphaneye
giderdik. Kütüphaneyi sanki gizli bir mağara keşfeder gibi Alparslan keşfetmişti. Sobası her zaman yanan. Bir tane memuru olan ve sayısız kitap ve dergi ile dolu mağaramıza çekilip ilçemizin yazın toz, kışın çamur olan sokaklarından beride duruyorduk. Kütüphane memurumuz olan Tahsin Dayı ile anlaşmak çok kolaydı. Kendisi okumazdı. Ama okuyanı pek severdi. Onun işi okumaktan ziyade dinlemekti. Radyosu sürekli açık olurdu. Haberler, müzik, arkası yarınlar derken akşama kadar radyo dibinde gün geçirirdi. Biz de her fırsatta kütüphaneye giden iki arkadaş olarak alışmıştık radyo cızırtısı altında kitap okumaya. Deniz ve Yatçılık Dergisi Sonra gün dolandı, zaman durmadı aktı ve biz kendimizi yatılı okul sırasında bul…
Tam metin abonelikle açılır
Yazının devamını okumak için abone olun.
Abone ol