“Sonunda ölüm olan hayatı, insanlara sevdiren ne çok şey vardı.” Bir heykelden hareketle; kaskatı, cansız bir varlık üzerinden yaşam, ölüm, aidiyet nasıl anlatılır dersek bakacağımız yerlerden biri olmalı Kusurlu Heykel. Tek bir uzun öyküyü okuyoruz kitabın bütününde. Ölümler, sancılı ayrılışlar, kendi varlığına
uzak kalışlar okuyoruz. Ve evet, bir heykel üzerinden. Bir şair heykeli. Oldukça sade ve bir o kadar güçlü bir dil ile tanışıyoruz İmran Elagöz Taşkın’ın kaleminde. Yer yer güçlü yerleştirilen mizah ile de okuduğumuz konuların kaskatılığı gidiyor, yerine yumuşak bir anlatıyı okumanın keyfi kalıyor. Güçlü Bir Hayret Bir heykel sertliği üzerinden yaşama baktığımızda da yine mezarlıkları, mezar taşlarını, ölümü ve ölümün o heykel kadar soğukluğunu görüyor oluşumuz bir hayli şaşırtıcı. Fakat bir o kadar da etkili bir dil kullanım biçimi bu. Yazar bakışının güçlü hayretine şahit oluyoruz böylece. Şahitlikle birlikte bizim de hayretimiz artıyor çünkü yazar kahramanını mezarlıklarda, belediye parklarında dolaştırdıkça…
Tam metin abonelikle açılır
Yazının devamını okumak için abone olun.
Abone ol