Irk, dil, inanç, ideoloji, eğitim, coğrafya, cinsiyet… Birçok etken, bizi başkalarından ayıran özelliklerin şekillenmesinde başrol oynuyor. İnsan olmaktan kaynaklanan, sırf insan olduğumuz için taşıdığımız bazı huylar ise bunlara rağmen değişmiyor. Yani, Zeytinburnu’nda bir börekçide bulaşıkçılık da yapsanız, Liverpool’da futbol da oynasanız, yayınevinde
editör de olsanız, profesörlüğe de erişseniz, piyanist olarak şöhrete de kavuşsanız bazı noktalarda milyarlarca insandan farklılaşamıyorsunuz. Bu noktaların başında “kendini tasarlamak” geliyor. Hepimiz, sosyal hayat içerisinde görünen kimliğimizi ama bilerek ama bilmeyerek türlü şekilde tasarlıyoruz. Bu yüzden, evin içindeki insan ile evin dışındaki insan asla aynı olmuyor. Buna kitap okuyanlar, daha doğrusu kitap okuru olmakla başkalarından farklılaştığını zannedenler de dahil. Kendimden biliyorum; ev dışında kitap okumayı sevmeyen biri olarak, buna kalkıştığım zamanlarda hangi kitabı okuyacağımı seçerken dışarıdan nasıl görüneceğim düşüncesine dalmış yakalıyordum kendimi. Çünkü ben de toplu taşımada, parkta,…
Tam metin abonelikle açılır
Yazının devamını okumak için abone olun.
Abone ol