“Demek ki insan ne yaparsa yapsın bir oyunun içinde.” Bu cümleyle kitap en başından özetliyor derdini ve kendini. Gölgesizler, üzerine tezler yazılan, derin derin analizler yapılan, hayli katmanlı, hacminden daha ağır bir eser. Tüm göndermelerini, söz sanatlarını, edebi olarak kullanılan metotların akademik
incelemesini yapacak donanımda olmadığım muhakkak. Fakat ortalama bir okur, Gölgesizler’i okuyunca ne düşünür, onda neler kalır, bunu da belirtmeye hakkımız olduğunu düşünenlerdenim. Boyumu aşan yerlere dokunmadan, yetiştiğim kısmın da tadını çıkararak. Berbere Bakarken Heba ile tanıştığımız yazarla, berber dükkanı manzaralı bir bankta otururken karşılaştım bu sefer. Zaten yazar daha önce bir röportajında memuriyet hayatı boyunca her gün tıraş olmaktan sıkıldığını söylemişti. Tıraşı bırakınca günün 15 dakikasının yanına kâr kaldığını... Belki de bu kitap, o tıraş rutinlerinin birinde düşüvermişti zihnine. Babası oğlumuzu berbere bayram tıraşı olmaya götürmüş ben de dükkanın karşısındaki bankta oturmuş onları be…
Tam metin abonelikle açılır
Yazının devamını okumak için abone olun.
Abone ol