Cami yeni açılmıştı, ilk teravih kılınacaktı. Yer bulamama endişesi ile evden erkenden çıkışım ondandı. Camiye vardığımda alışılmadık bir hareketliliğe şahit oldum, şaşırdım. Merasim gibi bir şey düzenleniyordu herhalde. Ulu sarıklı, cübbeli gençler; aralarında kırçıl sakallı, Arap olduğu sarığından belli hocaları ile caminin
tam ortasında cemaate doğru yarım halka olmuşlardı. Halkanın ortasındaki boşlukta bir sunucu vardı. Sunucu “Törenin bu bölümünde…” diye konuştuğunda olanı biteni az çok anlar gibi oldum. Bir icazet törenindeydim.İcazet kelimesini o zamana dek daha çok tarikat ve tasavvufla ilişkilendirilmiş bir kavram gibi düşünmüştüm. Mürşidin, mürşit olduğunu gösteren, üstadından aldığı belgeye icazet denirdi. Bir de medrese ilim geleneğimiz içinde diplomaya karşılık gelen bir anlamı vardı herhalde. Bu iki anlamdan haberdardım, ama icazetin anlamını tecrübe etmenin, hatta bir adım ötesinde o anlamın sahibi olmanın ne demek olduğunu bilmiyordum. Ta ki törenin sonunda alacağım hediyeye kadar… Artık Öğreneceğim Sunucu icazet tör…
Tam metin abonelikle açılır
Yazının devamını okumak için abone olun.
Abone ol