hayattaki dönüşümlere paralel olarak yeni ifade alanları bulmuştur. Bu döneme kadar eleştiri, kişisel ilişkiler, toplumsal çözülme, bürokratik aksaklıklar, modernizmin birey üzerindeki etkileri ve gündelik hayatın çatlaklarında beliren absürtlükler gibi birçok konu yazar ve çizerlerin dikkatini çekmiş; mizah hem bir düşünme biçimi hem de kültürel bir direnç alanı olarak varlığını sürdürmüştür. Ne var ki 1990’lı yıllara gelindiğinde, özellikle dergi ve gazete ekseninde gelişen kurmaca mizahi içerik, görülmemiş bir irtifa kaybı yaşayarak zekadan yoksun, çabuk tüketilen, anlık esprilerin havada uçuştuğu yüzeysel bir fasıldan ibaret hale gelmiştir. Mizahın sorgulayıcı ve dönüştürücü gücü geri plana itilmiş, yerini…