Yazarın hayatından izler taşıyan romanların duygu aktarımını genelde çok başarılı buluyorum. Küba asıllı yazar Guillermo Rosales’in romanı Felaketzedeler Evi’nde de yazar kendi hikayesinden, fikirlerinden, duygularından mülhem bir kurgu oluşturmuş. Bu otobiyografik izler kısacık bir romanı en güçlü etki ile okutuyor ve kapağını
kapatırken de kayıtsız kalınamayacak bir hisle baş başa bırakıyor. Topyekün Sürgün Felaketzedeler Evi’nin başkarakteri William Figueras Küba’dan göç ettiği Miami’de bir bakımevine yerleştiriliyor. Yazar Rosales ile karakter Figueras arasındaki paralellikler daha kurgunun başında ortaya çıkıyor. Rosales de Küba’dan Miami’ye göç etmiş. Rosales aslında Figueras aracılığıyla kendisini anlatıyor bir bakıma. Küba’da Fidel Castro döneminde devrim için savaşmış ama devrim de Castro da Küba da onun için hayal kırıklığı olmuş. Konumunu şöyle tanımlıyor Figueras: “Siyasi sürgün değilim. Topyekün sürgünüm. Başka bir yerde doğmuş olsaydım oranın sokaklarından, limanlarından ve çayırlarından da kaçıyor olurdum.” İçindeki öfk…
Tam metin abonelikle açılır
Yazının devamını okumak için abone olun.
Abone ol