Çeşitli yayınevlerinde editörlük yapan, şiir, deneme gibi alanlarda eserler veren; Güneş’e Yolculuk isimli çocuk kitabıyla 2004 TYB Çocuk Edebiyatı Ödülü’ne layık görülen, Netyazı online atölye şirketini kuran ve pek çok alanda üretmeye devam eden Ayşe Sevim ile çocuk edebiyatı üzerine konuştuk.
Deneme ve şiir alanında yazılarınız da var fakat bilhassa çocuk kitaplarınızla ön plana çıkıyorsunuz. Sizi çocuk edebiyatına sevk eden neydi? Neden bu alana yoğunlaştınız?
-Öncelikle benimle görüşmek istediğiniz için memnun olduğu mu belirtmek istiyorum. Deneme ve şiir alanında yazılarım var ama bilhassa çocuk kitaplarıyla ön plana çıkmam şu sebeple oluyor: Çocuk kitapları Türkiye’de daha hızlı fark ediliyor. Şiir alanıyla ya da deneme alanıyla ilgilenen insanların sayısı yahut öykü alanında okuyanların sayısı takdir edersiniz ki çocuk edebiyatına göre daha az. Çünkü çocuk edebiyatında biz çok geniş bir kitleye sesleniyoruz. İleride okumayı tercih edecek yahut etmeyecek pek çok kişiye ulaşabiliyoruz. Bu ne demek? Çocukların okuma saatleri var, veliler ve öğretmenler iyi bir kitap seçebilmek istiyor. Çocukların bu okuma programlarında belki hayatının daha sonraki döneminde yetişkin olduktan sonra, yirmili yaşlarda iyi bir okul okumayacak olsalar, okumayı hayatına koymayacak olsalar bile bu ilk dönemlerde kitaplarla tanışıyorlar. Bu sebeple bilinirliğiniz çok çabuk artabiliyor, çok fazla insana ulaşabiliyorsunuz. Beni bu alana sevk eden şey çocuk edebiyatına duyduğum sevgi. Masalları, efsaneleri seviyorum. Çocuksu düşünme biçimini seviyorum ve bunun şiirle de yakından ilgili olduğunu düşünüyorum. Mesela şiirde de belli kelimeler üzerinde çok düşünmeniz gerekir. Kelime israfı yapamazsınız. Gerçi öyküler de böyle ama şiirde bu daha belirgin görülüyor. Çocuk edebiyatında da çok fazla cümle kurmamanız gerekiyor. Hele okul öncesinde ilk kademede, okumayı öğrendikten sonra 4. sınıfa kadar olan yerde çocuk okumayı yeni öğrendiği için anlattığınız konudan ziyade kelimelere de ayrı önem vermeniz lazım. Bu çocuk edebiyatının şiirle olan ortak bir yanı, bu yüzden seviyorum. Aynı zamanda hür ve neşeli bir tarafı da var, hayal kurmaya bolca izin veriyor. Çocuklarla konuştuğunuz vakit çok ilginç şeyleri merak ettiklerini görüyoruz. O meraklarının henüz ölmediği bir dönem ilk kademe. Daha sonra hayat gailesi, yorgunluk, lisede ders programları yoğunluğu sebebi ile dünyaya karşı şaşırma imkanımızı kaybediyoruz. Ama ilk dönemde anasınıfı, ilkokul 14 - 15 yaşına kadar bir şaşırma, her şeyi hayretle karşılama ve heyecanlanma yaklaşımlarını kaybetmiyor çocuklar. Bu yüzden çocuk edebiyatı sahasında üretmeyi seviyorum.
Güneş’e Yolculuk kitabınızı okurken hikaye içerisinde çocuklar gibi yetişkinlere de yol/ yöntem noktasında ışık tuttuğunuzu gördüm. Kitaplarınızın hedef kitlesinin yalnızca çocuklar olmadığını söyleyebilir miyiz?
-Çocuk kitaplarında üst sınır yoktur, alt sınır vardır. Kitapların üzerinde “9 yaş ve üzeri” gibi ibareler görürüz. Çünkü o kitapta dokuz yaşın altındaki çocuğu tedirgin edecek kurgular olabilir. Fakat “üzeri” demek kitabın “12 – 15 yaş arası” gibi bir kitleye hitap ettiği anlamına gelmez. İyi bir edebiyat eserinin skalası geniştir. Şuradan düşünün, iyi bir animasyon filmine gittiğinizde büyükler nasıl keyif alıyorsa, nasıl mutlu oluyorsa, çocuğun yanında yalnızca ona eşlik etmek için oturmuyorsa, o da gülüp eğleniyorsa, yahut düşünüyorsa iyi bir çocuk kitabının da böyle bir özelliği olması gerekiyor. Yani çocuk kitabı demek alt sınırı koymakla ilgili bir şeydir. Ben sadece Güneş’e Yolculuk’ta değil, her kitabımda bu yapıyı koruyorum. Aslında bu benimle ilgili bir şey de değil, iyi bir çocuk edebiyatçısı bu yapıyı korumak zorunda. O eserleri tekrar tekrar okuma hissini de oluşturmak zorunda. Tek seferde tüketilecek bir şey değildir çünkü iyi çalışmalar.
Özellikle son dönemde güzel bir artış yaşansa da çocuk yayınevleri Türkiye’de dünyaya kıyasla daha geç gelişim gösteriyor. Bu konuyla ilişkili olarak geleceğe yönelik yapmayı planladığınız projeleriniz var mı?
-Son dönemde çok arttı bu iyi bir gelişme, daha önce yoktu. Bundan yaklaşık yirmi sene önce çocuk edebiyatı diye bir şey yoktu pek. Genelde öğretmenler bunu bir sınıf olarak değil; bir şeyler öğretmek, didaktik metinler yazmak, eğitmek amacıyla kaleme alıyordu. Özgün eserlerden ziyade daha çok çeviriler vardı. Bazı yayınevleri eskiden beri çok güzel çeviriler yapıyor. Yine Türkiye’de çeviri ağırlıklı gidiyoruz aslında. Yerel çok kalem olsa bile çeviriler de aynı kuvvette devam ediyor. Bizim çok fazla projemiz var. Kendi yetiştirdiğim öğrenciler var, onlarla ilgili Netyazı online eğitim platformunda 2 - 3 senedir birlikte çalıştığım arkadaşlarım var. Onlarla kendi çocuklarımızı değil günümüz çocukluğunu, çocuklarını anlayarak projeler yapmaya çalışıyoruz. Günümüz çocukları daha görsel düşünüyor. Bununla ilgili çok ipucu vermeyeyim ama tezgahta bayağı bir çalışmamız var.
Çocuk kitabı yazmak isteyenlere özel tavsiyeleriniz neler?
-Çocuk kitabı yazmak isteyenler kendi aralarında 3’e 4’e ayrılıyorlar. Genelde insanlar şu şekilde geliyorlar yanımıza: “Ben çocuklarda şu problemi görüyorum, şu hatanın düzeltilmesi için çocuk kitabı yazacağım.” Bu şekilde gelmesinler. Çünkü bu şu demek: “Ben kanserin çok kötü bir hastalık olduğunu düşünüyorum, bundan sonra kanser ile ilgili ameliyatlara ben de gireceğim.” İyi niyetinizin olması güzel bir şey ama iyi niyetinizin olması tek başına yeterli değil. Bunu söylemek gerekiyor. Diğer husus da “Ben çok çocuksu bir insanım, çok güzel hayaller kuruyorum, çocukları da çok seviyorum” diyen bir grup var. Bu da yeterli değil, yalnızca hayal kurarak çocuk kitabı yazılmaz. Hayal kurmak çok önemli bir meziyet ama kurgu bilmek, Türkçeyi bilmek, karakter, tip, çatışma oluşturmak, zamanı ve mekanı iyi kullanmak gibi pek çok alt başlığımız var. Bunları bilmek icab ediyor. İyi bir gözle kitapları okumalarını tavsiye ediyorum. İyi bir gözle okumak ne demek? Biz buna yakın okuma diyoruz. Okuduğunuz şeyin içerisinde kaybolmamak, onun büyüsüne kapılıp kitap bittiğinde: “Vay, ne güzel kitaptı!” dememeniz. Bunu şöyle bir örnekle izah edebilirim: Diyelim ki siz bir sinemaya gittiniz izliyorsunuz. Yanınızda da yönetmen biri var. Yaptığınız en kötü şeylerden biri olur bu çünkü yönetmen size rahat vermez. Siz filmin içine girip orada kaybolmak, lezzet almak istersiniz ama yönetmen size şunu söyleyebilir; bak ışığı çok doğru yapmış, bakış açısını ne kadar düzgün kullanmış, bu sahne burada çok yerinde, bu işte hata yapmış, yakın çekim olmaması lazım… diye sizi sürekli teknik yöne çeker. Yakın okuma da biraz böyle bir şey. Yazma niyetiniz varsa hikayenin içinde kaybolmamanız icap ediyor. Şurada çatışmayı böyle kurmuş, çocukların ilgisini çekmek için şunları yapmış, tekerlemelerden istifade etmesinin sebebi buymuş, burada kafiye kullanmış, burada esprileri çocuk seviyesine bu şekilde indirmiş… gibi notlar alarak okumak gerekiyor. Eskiden yoktu ama artık günümüzde konuyla alakalı eserler de fazlasıyla mevcut. Yine bu konularda editörden yardım alınabilir. Yazılan eserlerde editörler çok önemli, editörlüğün yönlendirmesi çok önemli. Ne kadar iyi bir yazar olursanız olun her zaman için bir editör yardımına ihtiyacınız var. Bunun dışında atölyeler var. Atölyelere katılabilirler. Sadece atölyelere katılarak kimse çocuk edebiyatı konusunda etkin bir yazar olmaz ama isteyen kişi için çok yol göstericidir. Üç senede gideceğiniz adrese altı ayda kestirme yollar sunarak ulaştırır. Yine tahlil gruplarına katılabilirler. Lisanları varsa bu işler çok daha kolay oluyor.