Kadınların nasıl görüldüğünü, nasıl temsil edildiğini, nasıl “anlatıldığını” düşünürken aslında kendi sesimle yüzleştiğim bir yerde. Tanzimat’tan bu yana kadınların adını hep bir dönüşümün içinde, bir geçişin eşiğinde duyuyoruz. “Değişen hayat”ın göstergesi kimi zaman kıyafetler, kimi zaman davranışlar, kimi zamansa bir roman kahramanı üzerinden tarif ediliyor. Bugün bile, kendi kuşağımızın içinden geçmekte olduğu belirsizliklerde benzer bir şey görmüyor muyuz? Kadının hem modern hem geleneksel olması gerektiği, görünür olup aynı anda görünmez kalmasının beklendiği, kendisine yüklenen anlamların ağırlığı… Tüm bunlar, tarihin tozlu raflarından gelen şeyler değil; birçoğumuzun günlük hayatında taşımaya çalıştığı…