kadar atıl durumda olduğunun farkındayız. Bu farkındalığın bizi bir yere götürdüğünü söyleyemeyiz. Camiye yalnızca namazın eve yetişmeyeceği durumlarda giriyor ve ekseriyetle söylenerek çıkıyorum. Bazen cami ve cemaat adabını bilmeyişimiz, bazen caminin bakımsızlığı moralimi bozuyor. Kızdığım konuyu bir arkadaşımla paylaşmak dışında da bir şey yapmıyorum. Bundan sonraki zorunlu cami ziyaretine kadar mesele bıraktığım yerde duruyor. Hızın ve dünyevileşmenin bunda etkisi olduğu şüphesiz. Söz konusu İstanbul olduğunda bu hızı ikiyle çarpmamız gerekiyor. İstanbul’da devasa eserler de dahil olmak üzere kimin bir camiyle ilgili durup derinlemesine düşünecek vakti var ki? Pek tabii buna ancak bir şair vakit ayırabilir…